oyuncak bebekleri sevmedim çok
evcilik oynamayı
alkışı sevdim,bıçak sırtlarında dolanmayı
tehlikeli sularda seyredip,kupa yelken
geçici emniyetlere ulaşmayı,
kadınları,erkekleri,romanları
hele baş kaldıranları
acılarım oldu herkes gibi elbet herkese kısmet olmayan sevinçlerim,
unutulmayıda göze aldım evet
hayat sana teşekkür ederim.........
Kelimeler eksik, kelimeler yarali. Kelimeler ciliz. Tasimiyor, anlatmiyor, tanimlamiyor bu duyguyu. Ben de... Cok baska bir sey. Sevginin ortasinda, derin acilar hisseder mi insan? Aydinlik gulumsemelerin icine, huznu yerlestirir mi durup dururken? Gozlerine bugu, diline sitem, yuregine burukluk, coreklenir kalir mi asirlarca? Gelmeyecegini bildigi mektup icin, posta kutusunu hep ayni heyecanla acar mi? Dedim ya, baska bir sey bu. Ne kadar yalnizsam, o kadar seninleyim su gunlerde. Belki de en basta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulasmasin diye, kimselerin bilmedigi, bulamayacagi yollara goturdum seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladim. Derine, hep daha derine... Seni yapayalniz, bir tek bana biraktim. Paylasamadim Yanl yapt m. Sana ulasan yollari kaybettim diye butun bu saskinliklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sagimda, solumda, ne zaman dikildigini bilmedigim duvarlara carpmam, hic gormedigim cukurlarla bogusmam. Denizlerin, gurultuyle gelip vurdugu dehlizlerin, acili duvarlari gibiyim. Duvarlarim yosunlu, duvarlarim kaygan, duvarlarimdan hic tukenmeyen sular siziyor. Tutunamiyorum. Renklerim, gun icinde degisiyor. Soluyorum, soguyorum. Gunes ulasmiyor icerilerime. Kufleniyorum, yaslaniyorum. Yalnizliklar pesimde. Dokundugum her islak duvardan, pis kokulu bir yalnizlik bulasiyor ustume. Yapis yapis, vicik vicik bir yalnizlik bu. Biliyorum, butun bunlar, hep benim sucum. Seni sakladigim yere ulasamaz oldum. Yollar, gitgide uzadi ve karisti. Umidimi isitacak, parlatacak, kimildatacak bir seylere ihtiyac m var. Ah onun ne oldugunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cumlenin. Her seyin basinda, icinde ve sonundasin. Bu degismiyor oyle icimsin ki. Birden aklima geldi, tuttum sana bir mektup yazdim dun. Cok mutluydum... Gun icinde neler yaptigimi, nelere kizip, nelerle mutlu oldugumu, tek tek anlattim. Mevsimlerin ve insanlarin nasil karisik ve beklenmedik olduklarini yazdim "Yine zamansiz yagmurlar" dedim, "Daha once, hic bu kadar zayif degildi gunes isinlari" dedim, "Gercekten buradaki sarkilari hic ogrenmeyecek, bilmeyecek, soylemeyecek misin?" dedim. Cok uzun bir mektup oldu.. Basindan sonuna kadar okudum da. Neler yazmisim diye merakimdan. Sonra cekmecemden bir zarf cikarip, Adini yazdim. Buyuk harflerle, yalnizca adini.
Adresini bilsem gonderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yuregime yakin. Yuregim sende. Sen yuregime yakin. Oyleyse mektup sende. Bu kadar iCimdesin iste.
Buğün yeni umutlar ektim yüreğime... Yeşermeyeceğini bile bile... Buğün gecelerime bir yenisini daha ekledim... Gündüzlerin olmayacağını bile bile... Buğün daha iyi anladım... Kaç zamandır sesine hasretim... Ne günaydın nede iyi geceler dilemiyorsun bana... Ben bağıra bağıra söylüyorum sevdiğim... Ağzımdan çıkan her kelime sana... Günaydın sevğilim... İyi geceler bir tanem...iyi geceler canımın içi... Sana canımın içi diyorum çünkü sen öyle derdin bana... Buğün yine sesini duyamadan uykuya dalacağımı bilmek acıtıyor yüreğimi... Titriyorum.. . Bir çay demliyorum kendime , demlenmiş aşkımızın şerefine... Buğün seni her zamankinden daha çok özlüyorum... Ne bir adım geride hayallerim.. . Ne bir adım ileride... Buğün daha iyi anladım... Ben çakılıp kalmışım yerimde... Buğün daha iyi anladım... Sevdam uçurumun dibinde... Can gidiyor yarim... Yarin gidiyor... Azar azar eksiliyorum. .. Buğün daha iyi anladım... Sevdam senin ellerinde... Ya onu fırlat at yere... Ya da koy yüreğinin en derin köşesine... Buğün daha iyi anladım... Ben çakılıp kalmışım yerimde... Buğün daha iyi anladım... Sevdam uçurumun dibinde... Can gidiyor yarim... Yarin gidiyor... Azar azar eksiliyorum. ..
Hiç kalp kırdınız mı veya kalbinizi kıran oldu mu?Sanıyorum insan oğluna özgü duygular bunlar.Zira başka hiçbir canlı da böyle bir duygunun var olduğuna inanmıyorum. Evinizde beslediğiniz bir köpeğe kızarsınız,söylenirsiniz hatta yeri gelir bir tekme atarsınız, fakat yine de o size asla darılmaz.Kısa bir süre sonra sizi gördüğünde sevgiyle kuyruğunu sallar,sevgi dolu gözlerle bakar. Biz insanlarda durum başka.Kalbimiz kırıldığında tüm herşeyi unutursunuz, o olay sanki dünyanın en kötü olayıdır.Dünya başınıza yıkılmıştır.O insanı bir daha affetmemeyi düşünürsünüz.Onunla olan tüm iyi anılar birden bire silinmiştir hafızalardan.Belki şok olmuşsunuzdur,böyle bir hareket beklememişsinizdir ondan.Ama olan olmuş,kırılan kırılmıştır. Yıllar önce bir Anadolu köyünde görev yaparken,bir ihtiyar ile sohbet ediyordum. Zaten oldum olası yaşlı inanları severim.Anıları çok olur onların.Şiire meraklı bir ihtiyardı, hemen ayak üstü dörtlükler uyduruveren bir ihtiyarcık.Sohbet sırasında derin bir iç çekerek; Kırma dostun kalbini, Onaracak ustası yok. Soldurma gönül çiçeğini, Sulamaya ibrik yok. Yüzünde,onca yılın çizgisi,ellerinde yıllarca toprakla uğraşmanın sağladığı nasırlarıyla ihtiyarcık böyle demişti.Sevgiyle bakan,artık iyice çukura kaçmış gözlerinde bir an parıldayan bir damla yaş gördüm.Belki geçmişte yapılan bir yanlışı anımsamıştı.Zaten yine onunla cezalar,kanunlar, hapishaneler üzerine yaptığımız bir söyleşide; Cezaevleri boşuna hoca efendi demişti.En güçlü ceza evleri vicdanımızdır.Vicdanın rahat olmadıktan sonra suçun af edilmiş,özgür kalmışsın ne çare?Vicdanın olmadıktan sonra en berbat mapus damlarının sana faydası ne?”demişti. O günden sonra davranışlarıma,sözlerime, sosyal ilişkilerime daha bir dikkat eder oldum.İnsanları kırmamayı,kırılsam da kırmamayı ilke edinir oldum.Bazen bilmeyerek de olsa birilerini kırdıysam ve o kırdığım insan bunu bana hatırlatırsa ,o vicdan azabı bana zaten yeter.O insanı tekrar kazanabilmek için şartlar ne kadar zor olsa da yine de denemeyi göze alırım.İhtiyarın dediği gibi “Onaracak ustası yok”olmasına rağmen,usta titizliğinde olmasa da çıraklık mertebesinde çaba gösteririm. Günümüz insanı daha gerçekçi,sosyal ilişkiler hep karşılıklı çıkarlar ile donanımlı. Kalp kırılmış,kırılmamış,dostluklar bitmiş,bitmemiş önemi yok.Önemli olan o günü kâr ile kapatabilmek. Dostum bana küsmüş,küserse küssün,onun bileceği bir iş”mantığı hakim. En güzeli geçmişte kalan dostluk değerlerine sahip çıkmak,bir birimize daha saygılı,daha hoşgörülü yaklaşabilmek,hepsinden önemlisi kişilere karşı içimizdeki o kahrolası “önyargıyı”yok edebilmek.Toplumsal barışı ve huzuru istiyorsak bunlar çok önemli unsurlar. Yoksa o olmayan ustayı aramakla daha çook zaman harcarız..